İdeal Ölçüler…

Tüm reklâm kuşakları, reklâmların tüm ayrıntıları ve hatta olası hatalarıyla, program ya da filmlerin güzeli ya da olası mantıksızlığına rağmen; ben, televizyon seyretmeyi çok seviyorum. Bu gidişle günün birinde ben de belki TV eleştirmeni olurum. Ya da TV eleştirmenlerini eleştiren biri olurum.

Küçük yaşlardan beri, denk geldiğimde zap yapmadığım program türlerinin başında, “gezelim görelim” - “aş kendini” vb gibi TV programları geliyor. Hatırlarsanız bundan birkaç sene öncesine kadar, Acun Ilıcalı’da benzeri bir program yapıyor, dünyayı turluyordu. Hatta o dönem çocuklara “büyüyünce ne olacaksın?” diye sorulduğunda, “Acun olucam” cevabı alınıyordu. Hem TV seyredip hem dünyayı turlamak ki üstelik çalıştığınız kanalın harcırahıyla, açıkçası yalnız çocukların büyüyünce olmak istediği bir iş değil.

Şimdi çocuklar Acun olmak istiyor, biz de zamanında Barış Manço olmak isterdik. Hatırlarsınız, Barış Manço da her yeri dolaşırdı. Hatta bir programında, tam Ekvator çizgisinin bulunduğu yere gitmişti. Eline; altında delik olan bir tas su almış, ekvatorun bir o tarafına geçip döküyordu suyu, bir de bu tarafına geçiyordu. Su, farklı yönlere dönerek dökülüyordu. Taş çatlasın 8–9 yaşlarındaydım. Ve hala daha o kareler aklımdan çıkmaz. Şimdi de favorim Digiturk Home TV’deki “Yiyeceklerin Sırrı” programının yapımcısı…

Her neyse asıl konu; böyle dünyayı gezince, bilmediğimiz bir sürü şey öğreniyoruz. Ya da gezginlerin anlattıklarını öğreniyoruz. İnternette bu konuda bize en büyük yardımcı…

Mesela;
Karşınıza sabahın köründe birden bir Japon çıksa ve “Ohaaa” diye bağırsa ne yaparsınız? (Sanırım oha falan olursunuz ) Ama olay o değil… “Ohaaa” Japonca da “Günaydın!” anlamında kullanılırmış. “Ohaaa” denilirken iki elin başparmaklarıyla işaret parmakları yuvarlar şekilde birleştirilir. Nida gerçekleşirken parmaklar açılır. Değişik geldi değil mi? Komik ama gerçek 

Şimdi olayı tersine çevirelim. Ve bizim farkında olmadan söylediklerimiz, diğer insanlara nasıl geliyor bakalım. Bu konuda da internet sağ olsun diyorum ve konu başlığını veriyorum. “Türk Ölçü Birimleri” Farkındayız ya da değiliz ama hep kullanıyoruz.

Anlatılana göre; “Başarılı bir Türk aşçı, Fransa'da bir lüks otele transfer edilir. Diğer aşçılara bazı tarifler öğretmesi gerekmektedir. Geçerler ocağın başına… Bizimki başlar:
— Bir tutam maydanoz, bir tutam karabiber, yetecek kadar su...
Fransız dayanamaz sorar:
— Bunların bir ölçüsü yok mu?
Bizimki terslenir:
— Ben ne diyorum? Bir tutam olacak demedim mi?”

Durum onu gösteriyor ki; gerçekten bize özgü bir ölçü anlayışımız var. Devam ediyorum. Mesela; bir demet maydanoz - iki tutam karabiber - bir diş sarımsak - bir avuç fındık - bir tepeleme çay kaşığı tuz - bir silme çay kaşığı tuz - bir fiske tuz - bir cimcik un - alabildiğince un - kulak memesi kıvamına gelinceye kadar…

Geliştirerek devam edelim. Bunlar aslında karşınızdaki kişinin nasıl bir ortamda yetiştiği, sosyokültürel yaşantısı gibi konularda derin tespitler yapmanıza sebebiyet veren ölçü birimleridir. Örneklere devam; Bir adım yol - bir dünya iş - bir araba laf - kafam kadar - buradan sana kadar - bilemedin kapıya kadar - geçen bir balık yakaladık kolum gibi - öküz gibi ses çıkarıyor – kedi kadar fare - üç kalem mal - iki satır yazı - bir tek rakı - Allah'ın unuttuğu yer -  göz alabildiğine geniş - kapı gibi adam – toplu iğne başı kadar yer – anasının dini kadar uzak – göz açıp kapayıncaya kadar çabuk – bardaktan boşanırcasına yağmur – tüy gibi hafif – kazık kadar adam – imamın abdest suyu gibi – bi koşu gidip gelmek – diz boyu – incir çekirdeğini doldurmayan mesele - kaşıkla verip kepçeyle almak…

Bize göre yol tarifinde, bir ölçü birimi olarak yüz metre; bir 100 metre = 300 metredir. Yani aradığınız yeri, kaybolmak üzereyken birine soracak olursanız ve o size “100 metre ilerde” diyorsa, siz aslında en az 300 metre yürüyeceğinizi bilmelisiniz. Kavgaya giderken de 'bir kamyon adam' toplanır. Bu, sayı belirtmek için uygun bir sıfattır.

Bir de “fi tarihi” vardır. Hani uzata uzata söyleriz. “oo ooo o ta fi tarihinde gitmiştik” gibi… Aslında “fi tarihi”: Osmanlıcadan kalma bir deyim. Osmanlıcada tarih atılırken “fi” edatı kullanılırdı. Örneğin; bir resmi yazının altına “fi 12 recep 245” diye tarih atılırdı. “fi” tarihi deyimi ise tarihin “fi” ile verildiği zaman anlamındadır; “ta o zamandan kalma”, “çok eskiden olmuş” şeylerle ilgili olarak kullanılır.

Konuşurken, karşınızdaki insan ya da insanların sizi can kulağıyla dinlemesini istiyorsanız bu tasvirleri kelimelerinizin arasında kullanın derim. Çok işe yarıyor. Anlattıklarınızı dinleyenlerin uykusunun gelmemesi için birkaç “ideal ölçü” yeterli olacaktır. Konuşmalarınız sıcak sohbetlere dönüşecektir.  Deneyin derim…

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !